ismail's profileCANSEVERPhotosBlogListsMore Tools Help

CANSEVER

ES SELAMU ALEYKUM VE RAHMATULLAHI VE BEREKETUHU
Photo 1 of 8

Abdest Gusül ve Teyemmüm nasıl alınısı

 

Namazın Farzları

 

doğru düzgün namaz nasıl kılınır?

 

Namazda okunan dualar

 

Namazda Okunan Surelerin yazılış ve Okunuşu

 

Akşam ve Yatsı Namazlarının Kılınışı

 

Sabah Namazının Kılınışı

 

Öğle ve ikindi Namazının Kılınışı

 

Teravih Cenaze Cemaatle Namaz

 

Cuma Bayram Namazlarıının Kılınışı

 

Es selamü aleyküm ve rahmetullahi ve bereketühü

Hoş geldiniz.....

Dini paylaşımlarda bulunursanız sevinirim

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

ismail cansever

Occupation
Location
Interests
Dini Forumlar

Windows Media Player

This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).
May 25

Şarkılarda isyan ve tekfir (dinlemek caizmi)

"Yıllardır soruyorum bu soruyu kendime; Allah'ım bu dünyaya ben niye geldim?" "Yazıklar olsun, yazıklar olsun! Kaderin böylesine yazıklar olsun!"

"Ben mi yarattım, ben mi yarattım? Derdi ıztırabı ben mi yarattım? Günah zevk olmuşsa, vefa yorulmuşsa, düzen bozulmuşsa, ben mi yarattım?"

Bazı şarkı sözleri bunlar. Mevzu ise, böylesi Rabb'in hükmüne, kadere inkâr ve isyan kokan sözlerin yer aldığı şarkıları, türküleri dinlemenin dinî hükmü. "Sanat sanat için midir?"den "İslamî eğlence ve müzik" anlayışına ve onun sınırlarına, "elfaz-ı küfr" yani insanı küfre sokan sözlerden, onun lazımı sayılan "tekfir"e kadar uzayan çok çeşitli yönleri var bu konunun. Soru sadece tekfir ile sınırlandırıldığı için, cevabı da o çerçevede tutmaya çalışacağız.

İman, en genel anlamda kalbin tasdiki ve dilin ikrarı ile sabit olan, izhar edilen bir olgudur. İman edilen şeyleri pratik hayata yansıtma, literatürdeki isimlendirmesi ile "amel" ise, ehl-i sünnete göre imanın göstergelerinden "olmazsa olmazlarından" değildir. İslam düşünce tarihinde uzun tartışma ve müzakerelere konu olan bu husus, aslında iki cümle ile geçiştirilecek kadar basit değildir. Onun için gazete makalesi içinde mevzunun bu yönüne girmeye gerek yok; fakat cevabın sağlam bir zemine oturtulması için bu kadarlık olsun meselenin hatırlanması şart.

Kâmil manada iman etmiş bir insan, Allah'ın ezelde takdir buyurduğu müsbet veya menfi hiçbir şeye karşı gelmez. Klasik söylem içinde "gassalın elinde meyyit gibi" kendini kaderin suları içine bırakır ve yüzer. Yunus diliyle Rabb'in Cemalinden veya Celalinden gelen vefaya da, cefaya da safa nazarıyla bakar ve hayatını itiraz etmeden yaşar. Fakat bu, cebriyeciler misali iradeyi bütün bütün nefy ve inkâr anlamını taşımaz. Mümin hadiselere mazi açısından böyle baksa da geleceğe iradesi açısından bakar. İster cüz'i irade, ister meyelan, isterse meyelanda tasarruf deyin, son tahlilde kâmil mümin düşünceden amele kadar her şeyini iradesi ile belirler, tercihini kendisi yapar. Zaten ahirette mesul tutulmanın, cennet veya cehennemi hak etmenin, dünyanın ahiret adına bir imtihan meydanı olmasının sırrı da buradadır.

İşte kâmil ve şuurlu mümin, Rabb'in külli ve muhit ilmiyle tesbit buyurduğu ve neticede kaderini inkâr, O'na isyan anlamını taşıyan sözleri ağzına almaz, alamaz ve almamalı. Zira inanç, bir müminin sahip olduğu en önemli definesidir ve onun her şeye rağmen korunması gerekmektedir.

Bunları çeşitli saiklerle dile getirenler, tekfir edilebilir mi meselesine gelince; öncelikle tekfir, başkasını İslam inancına aykırı inanç, söz ve davranışlarından dolayı kâfirlikle itham etme demektir. Bu alabildiğine basit, çalakalem ve herkesin verebileceği bir hüküm değildir. Halk tabiriyle "ince eleyip, sık dokunması" gerekli olan bir alandır o.

İki; nesir, nazım yoluyla dile getirilen inkar ve isyan kokan düşüncelerin uzadığı noktayı bilip-bilmeme, bu çerçevede hükme varırken dikkate alınması gereken ikinci husustur. Zira "lüzum-u küfr değil, iltizam-i küfr, küfrü gerektir." Yani dıştan bakıldığında insana kâfir dedirtecek söz ve davranışları söyleme/yapma değildir, insana kâfir damgasını vurdurtacak olan. Aksine söylenen söz ve yapılan davranışın küfür olduğunu bilme, inanma ve benimsemedir. Dolayısıyla bu tür sözlerin yer aldığı şarkıları, türküleri söyleyenlerin belki de hepsi veya büyük çoğunluğu bu manada meselenin farkında değillerdir. Kaldı ki bunları kaleme alanların içinde bulundukları halet-i ruhiye de ayrıca düşünülmeli. Nitekim bunlar, lihikmetin başa gelen musibetlerden bunalmış bir ruh halinde dile getirilmiş olabilir.

Üç; ilk paragrafta iktibas ettiğimiz veya "Gülmeyecek bu yüzü neden verdin ya Rab! Ya birazcık neşe ver, ya beni baştan yarat!" ya da ""Mevlam birçok dert vermiş, beraber derman vermiş. Bu onulmaz yareme, neden ilaç vermemiş?" vb. sözler, inkâr ve isyan zaviyesinden ele alındığında hepsi aynı seviyede değildir.

Sonuç olarak, mümin böylesi her tarafından şüphe kokan ortamlardan uzak durmalı ama bunlardan dolayı da besteci, güfteci, yorumcu ve dinleyicisi ile hiç kimseyi tekfire yeltenmemelidir.

AHMET KURUCAN
ZAMAN

Namazda Ta’dîl-i Erkân



Ta’dîl-i Erkân, İmâm-ı Ebû Yûsuf ve İmâm-ı Şâfiî hazretlerine göre farz, İmâm-ı A’zam ile İmâm-ı Muhammed Hazretlerine göre ise vâciptir.

Ta’dîl-i Erkândan maksad; namazın, kıyam, rukû’ ve secde gibi her rüknünü sükûnetle yerine getirmek ve bu rukünleri yaparken her uzvun yatışıp hareket hâlinden berî olmasıdır. Meselâ: Rükû’den sonraki kıyâmda vücut dimdik bir hâle gelmeli ve sükûnet bulmalı, en az bir kere “Sübhânellâh” diyecek kadar ayakta durup, ondan sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında da böylece bir tesbih miktarı durmalıdır.

Tadîl-i erkâna riâyet edenler, Namazda mânevî haz duyarlar, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi, hürmete ve edebe aykırı görürler.

Bu târif ve îzâhattan anlaşılan odur ki, ta’dîl-i erkân, rukû’da, secdelerde, kavme ve celsede her âzâ hareketsiz olduktan sonra “sübhânellâh” diyecek kadar durmaktır.

Rasûlullah Efendimiz de “Namaza başlayacağın zaman tekbir al, sonra Kur’ân-ı Kerîm’den ezberinde olan kolay yerlerden oku, sonra mutmain olacak şekilde rukû’ yap, sonra kıyam hâlinde azaların mutmain oluncaya kadar kâim ol, sonra secde halinde mutmain oluncaya kadar secde yap, sonra secdeden başını kaldır ve iki secde arasında mutmain oluncaya kadar otur, ve bütün namazlarını böyle kıl” buyurdular.

“Bir mümin secde ve rukûunu tam yaparak güzel bir şekilde namazını kılarsa, onun namazında bir güzellik ve nur olur. Ve o namazla melekler semaya yükselirler de, namaz, namazı kılan kimseye: Beni muhafaza ettiğin gibi Hz. Allah da seni muhâfaza etsin” diye duâ eder.


İsmâil Hakkı Bursevî Hazretleri: “Rukûunu ve secdelerini tam yapmayarak namazından çalan musallînin, vâsıl-ı ilallah olma (Allah’a kavuşma) gücü kuvveti kesilir, murâdına ulaşamaz. Hz. Allah’ın emrini kısaltarak, namazda sû-i edepte bulunduğundan (mühim ve ciddî bir hataya düştüğünden) hicranda ve boşlukta kalır.”


Görülüyor ki, tâ’dîl-i erkâna riâyet, çok mühim bir husûstur. Maalesef bir çok insan bu mühim husûsa riâyet etmemektedirler. Müminlerin bu noktada îkâz ve tenvir edilmesi latimdir.

Namazdaki hareketlerin anlami

Namazdaki hareketlerin anlami


Namazin her bir rüknünün, her bir kisminin ayri ayri hikmetleri bulunuyor.
Kiyam da bir anlam ifade ediyor, kiraat da. Kiyamdan sonra rükuya gitmenin
de bir hikmeti var, rükudan sonra secdeye kapanip ona en yakin hâle
kavusmanin da... Kâinat çapinda icra edilen külli bir ibadetin temsilcisi
makamindaki insan kendi vücudunda her an cereyan eden ibadetlerle birlikte
canli ve "cansiz" sandigimiz âlemin ibadetlerini de günde bes kez Rabb-i
Rahîmi'ne arz etmek durumunda:

1.KIYAM


Önce ayakta dikilip durur (kiyam) ve ellerimizi yukari dogru kaldirip,
Allahü ekber (Ancak Allah yüce ve uludur) deriz. Böylece insan, O (cc)
müstesna her seyi bir tarafa atip birakmakta ve Onun emir ve iradesine tabi
duruma geçmektedir. Kulluk ve kölelik bu sekilde tescil edilir. Böylece
ayakta duran tüm varliklarin ibadeti de temsil edilir.


2. RÜKU

Insan, Allahin sanina yakisan övgüler serdettikten sonra bu yücelik
karsisinda kendini o derece aciz ve zayif hisseder ki, bunu ifade için öne
egilir (rüku), saygi isareti olarak basini alçaltir ve, Sübhane
Rabbiyel-Azim(Büyüklük ve azamet sadece Ona ait olan Rabbimi bütün
noksanlardan tenzih edip yüceltirim.) der. Mü'min bu haliyle, rükû halindeki
tüm canlilarin ibadetini de temsil etmektedir.


3. DUA

Sonra yine dogrularak kendisini bu dogru yola ilettigi için Allaha sükür ve
hamdini arz eder. Bir an için Allahin yücelik ve büyüklügü ve kendi
hareketinin basitlik ve küçüklügü karsisinda ayakta tefekküre dalip bundan o
derece yilgin ve sarsilmis bir hale gelir.


4. SECDE

Secdeye kapanir ve alnini, tevazu ve acizligini tam manasiyla hissederek
yere degdirir ve söyle söyler:

Sübhane Rabbiyel-Ala (Büyüklük ve Yücelik sadece Ona ait olan Rabbimi bütün
noksanlardan tenzih edip yüceltirim).


5. TAHIYYAT VE SELAM

Bu hareketleri bir dizi tekrar etmesinden sonra kisi kendini, arada hiçbir
vasita veya araci bulunmaksizin dogrudan dogruya sahsen Allahin huzurunda
bulur ve ondan istimdad edip yardim talep eder.

Iki varlik karsilastiklarinda daima bu ikisi arasinda bir selamlasma
gerçeklestirilir. Iste namazin bir kisminda (tesehhüd kismi) namazini eda
etmekte olan Müslüman, Mirac esnasinda Muhammed (sas) ile Allah arasinda
teati edilen selamlasma formüllerini aynen tekrar eder:

Et-Tahiyyatü lillahi, ves-salavatü vettayyibatü. es-Selamu eleyke
eyyuhen-Nebiyyü, ve rahmetullahi ve berakatüh. Es-Selamü aleyna ve alâ
ibadillahissalihin

(En mukaddes ve en zahidane hürmet ve tazimler Allaha aittir. Ey Nebi sana
selam, Allahin rahmet ve bereketi de senin üzerine olsun. (Allahin) selami
bizim üzerimize ve Allah karsisinda iyi ve mükemmel hareket eden salih
kullarin üzerine olsun
May 24

PEYGAMBER EFENDİMİZİN NAMAZI

1: Peygamber efendimiz kıraat okurken her ayet sonunda durur sesini uzatırdı

2:Fatihayı

okuyup bitirince amin derdi.

3; Peygamber Efendimiz sahabelere cemaate namaz kıldırırken namazı kısa tutulmasını söylemiştir.Ardındanda kendisi namaz kıldırır iken saffat suresini okumuştur.

İşte peygamber efendimiz cemaate namaz kıldırırken namazı kısa tutun demesinde ki ölçü budur.Yani günümüzde bizlerin yaptığı kısa sure okumaktan muradı o bildiğimiz kısa sureleri okumak değildir.

4:Bir sureyi tamamen okumak Rasulallah Efendimizin tutumlarındandı.Bazen bir sureyi her iki rekattada okurdu.Buradan şu anlaşılıyor ki kişi bir süreyi her ik rekat ta okuyabilir.

5:Sabah namazını diğer namazlardan biraz daha fazla tutardı. Bununda hem fıkhı hem de

hikmet boyutları vardır inş

6:Ruku yaparken başını ne yukarı kaldırır nede tam aşağı egerdi.Sırtıyla aynı izada tutardı.Rukuda kalan müddeti ise 10 kere subhanallah diyecek kadardı.

7:Enes bin malik der ki Ömer bin Abdulaziz için;Ben onun kadar namaz kılışı Rasulallah Efendimize benzeyen kimseyi görmedim der.

8: Peygamber efendimiz rukudan kalktığı zaman rukuda durma yada secde de durma miktarı ayakta dururdu. Sağlam bir rivayettir.

Hatta bu konuda Enes bin malik der ki:Allah Rasulu (s.a.v) ruku dan doğrulduğunda biz galiba secdeye varmaktan vazgeçti diyecek dereceye gelene kadar ayakta kalırdı,sonrada secde ederdi.Sonra o iki secde arasında o kadar dururdu ki biz artık secdeye varmaktan vazgeçti düşüncesi hasıl olunca secdeye giderdi.

9eygamber efendimiz secdeye giderken öncelikle dizlerini sonra ellerini daha sonrada başını yere koyardı.

10: Kıyamda durmak mı daha faziletlidir yoksa secdede durmak mı?

Bu konuda en muteber olan görüş şudur

İbn-i teymiye der ki;kıyam ve secde fazilet olarak birbirine eşittir.Kıyam içerinde kuran okunma kıratı zikir kıratı olduğu için daha faziletlidir.Secde ise vaziyet itibari ile kıyamdan daha faziletlidir.

Efendimiz secde esnasında dua etmeye çalışmamızı istemiştir.

11 Dua iki türlüdür.birincisi Allaha övgü duası ,ikincisi ise istek duasıdır.ayeti kerimede BANA DUA ETTİĞİNDE DUA EDENİN DUASINI KABUL EDERİM(bakara 187)

Bu ayeti kerime ağırlıklı görüşe göre her iki dua türünü de kapsar buyrulmuştur

12 Peygamber efendimiz oturuşunda sağa sola bakmaz sadece secde yerine bakardı.



13 Dörtrekatlık namazlarda ilk iki rekatını sonraki iki rekattan daha uzun tutardı.Aynı şekilde ilk iki rekatın birinci rekatını ikinci rekatından uzun tutardı.

15 Peygamber efendimiz s.a.v sürekli surette sol tarafına da selam vermiştir.müekked sünnetlerindendir.

16:Namazdayken dua ederdi. Bunlardan biri Allah ım benim günahlarımı doğu ve batı arasını ayırdığın gibi ayır. Derdi.

17:Efendimiz kişi bir cemaate imam olduğunda cemaat içinde dua etmemezlik yapmasın.kendisi için herhangi bir dua etmemeli diye buyurmuştur.

NOT:Hz aişe diyor ki:Allah zülcelal namazı farz kıldığında akşam namazından başka diğer namazları ikişer rekat olarak farz kılmıştı.Allah resulu hicret edince ikişer rekatlık namazlara ikişer rekat daha ilave edildi.
Sabah namazının kıratı uzun olduğu için istisna bırakılmıştır.Akşam naamzıda gündüzün vitri olduğu için öyle bırakılmıştır.(buhari)

Peygamber Efendimizin 24 saati

 Allah (cc) Ayet-i Kerimede Şöyle Buyurmuştur;
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki Allah da sizi sevsin.” (Al-i İmran; 31) Allah-u Teâla, Habib’ine böyle demesini emir buyurmaktadır. Saadete kavuşmak isteyen kimse, bütün adetlerini, ibadetlerini ve alış-verişlerini, kısaca tüm yaşamını O’na benzetmeye çalışmalıdır. Bir kimsenin sevdiğine benzemeye çalışanlar, benzemeye çalıştığı kimseyi sevene, sevimli ve güzel görünürler. Bunun gibi, Hz. Peygamberi (sav) sevenleri de Allah-u Zülcelal sever. Bundan dolayı, görünen ve görünmeyen bütün iyilikler, bütün üstünlükler, ancak Hz. Peygamber (sav)’i sevmekle ele geçer. Ashab-ı Kiramın hepsi, O’na aşık idiler. Hepsinin kalbi, O’nun sevgisi ile yanıyordu. O’nun ay yüzünü, nur saçan cemalini görmeleri, lezzetlerin en tatlısı idi. O’nun sevgisi uğruna canlarını, mallarını feda ettiler. Evet, Allah’ı seviyorum diyenlerin, Ashab-ı Kiram gibi olmaları lazım…
Hz. Peygamber (sav)’e tam ve kusursuz tabi olabilmek için, O’nu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de O’na tam olarak mutabaat etmektir. Yani, her söz ve davranışını O’na benzetmek, kısaca O’na uymaktır. Kur’an-ı Kerim ve hadis kitaplarında, Hz. Peygamber (sav)’e mutabaat etmenin, dinin vazgeçilmez bir esası olduğunu kesin olarak ifade eden ayet ve hadisler pek çoktur. Oysa Efendimizin şerefli yaşamı hakkında bilgisi olmayan birisinin O’na mutabaat etmesi düşünülemez. Çünkü bilmeden uyulamaz.
Peygamber Efendimiz (sav)’in Gündelik Hayatı
Hz. Hüseyin (ra), babası Hz. Ali’ye (kv), Hz. Peygamber (sav)’in bazı hallerini sormuş, Hz. Ali de şu şekilde anlatmıştır:
“Evine izin isteyerek girerdi. Evindeki zamanını üç kısma bölerdi. Bir kısmını Allah ‘a (ibadet), bir kısmını ailesine ve kendisine. Sonra da insanlara ayırırdı.”
Hz. Peygamber (sav)’in günlük olarak her zaman yaptığı gibi, sabah namazının farzından önce mutlaka iki rekat sünnet kılardı. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
“Sabah namazının iki rekat sünneti dünya ve içindekilerden hayırlıdır.” (Müslim, Tirmizi)
Ammar bin Yasir’den (ra) rivayetle diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
“Bir kişi namazını kılınca, kendisine namazdaki dikkatine göre; namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri ve yarısı kadar sevap yazılır.” (Ebu Davud, Nesai, İbn Hıbban)
Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) namazlara çok büyük bir önem verirdi. Hz. Peygamber (sav) sabah namazının farzını, cemaate kıldırdıktan sonra, namazını kıldığı seccadenin üzerine, güneş iyice doğuncaya kadar otururdu. (Müslim)
Güneş Doğuncaya Kadar Zikir
Nitekim Enes bin Malik’den (ra) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
“Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğuncaya kadar oturarak Allah’ı zikreder, sonra iki rekat namaz (işrak namazı) kılarsa, ona makbul tam bir hac ve bir umre sevabı verilir.” Enes (ra) der ki: “Tam bir hac ve umre sevabı” buyurdu. Bu sözü üç defa tekrar etti. (Tîrmizi)
Hz. Peygamber (sav) daha sonra uzaktan yakından kendisini görmeye gelenleri kabul etmeye başlardı. Gelenler halka şeklinde etrafında toplanırlardı. O, çevresindekilere vaaz eder, öğütler verir, sorularını cevaplandırır, hattâ gördükleri rüyaları tabir ederdi. Bazen sahabelere kendi rüyalarını anlatırdı.
Tavır ve Konuşması
Hz. Peygamber (sav)’in konuşması son derece tatlı ve gönül okşayıcı idi. Tane tane konuşur, her cümlesi, dinleyenler tarafından iyice anlaşılması için ayrı ayrı olurdu. Kahkaha ile gülmez, tebessüm halinde bulunurdu. O, insanların en halîmi, en yumuşak huylusuydu.
Hz. Peygamber (sav) şahsına yapılan, nefsine karşı işlenen hataları, yumuşaklıkla karşılardı; Allah’a ve imana yapılan, bir hücum olunca asla susmaz, gereken cevabı verirdi.
Hz. Peygamber (sav) insanların kusurlarını görmez, bazen görmezden gelir, çok zaman gözünü çevirir, kusurunu görse de yüzüne vurmaz, o kişiyle arasındaki saygı ve sevgi perdesini yırtmazdı.
Hz. Peygamber (sav)’in tevazusu, bilhassa insanlarla olan münasebetlerinde daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Meclisinde kim olursa olsun, konuşan kimseyi, sabırla dinler, haktan uzaklaşmadığı müddetçe sözünü kesmezdi.
Peygamberimizden bir şey istenildi mi, asla “Yok!” demezdi. O, insanların en cömerdi idi…
Nitekim İbn-i Abbas şöyle demiştir:
“Hz. Peygamber (sav) insanların, en cömerdi idi. Özellikle Ramazan aylarında daha fazla cömert olurdu.” (Buhari)
Duha Namazı
İnsanlarla sohbet etmesi, onların dertlerini dinlemesi genellikle, kuşluk vaktinin girmesine kadar sürerdi.
Kuşluk vakti gelince Hz. Peygamber (sav) bazen dört, bazen da sekiz rekat olmak üzere Duha namazı kılardı. Bu namazın fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:
“Cennette, ‘duha kapısı’ denilen bir kapı vardır. Kıyamet günü bir münadi şöyle seslenir: ‘Ey Duha namazı kılanlar nerdesiniz? İşte gireceğiniz kapı burasıdır, Allah-u Teâla’nın rahmetiyle buradan içeri giriniz.” (Taberani)
Hz. Peygamber (sav) Duha namazını kıldıktan sonra evine gelir, ev işleriyle meşgul olur, elbise ve ayakkabıları tamir eder, hayvanlarını sağardı. (Ahmed bin Hanbel)
Öğlen Namazı
Hz. Peygamber (sav) daha sonra Öğle namazı için hazırlık yapardı. Öğle vakti girince camiye gider, öğle namazının farzından önce ve sonra kılınan müekked sünnetleri kılmayı ihmal etmezdi.
Efendimiz öğleden sonra istirahat ederlerdi…
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vessellem) öğle namazını kıldıktan sonra, bir miktar uyur, ‘kaylule’ yapardı. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Öğleyin kaylule yapınız. Muhakkak şeytanlar öğle vaktinde kaylule yapmazlar.” (Müslim)
Kaylûle, öğle namazından sonra yapılan kısa istirahat ve uykuya verilen isimdir. Kaylûle yapan insan, bir sünneti ihya ettiği gibi aynı zamanda dinç olur, gece namazlarını, teheccüdü kılacak gücü kendine bulur. Fırsatı olan bu sünneti yerine getirirse iyi olur.
İkindi Namazı
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) kaylûle yaptıktan sonra İkindi namazına hazırlanırdı. İkindi vakti girince, farzından önceki sünnet namazı bazı zaman kılar, bazen de terk ederdi. Hz. Peygamber (sav) bu sünnet hakkında hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Kim ikindinin farzından önce dört rek’at sünnet kılarsa, Allah-u Teala onun vücudunu cehenneme haram eder.” (Taberani)
Hz. Peygamber (sav) ikindi namazını eda ettikten sonra, bir müddet oturduğu yerde kalır zikirle meşgul olurdu. Nitekim Enes bin Malik’den (ra) rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “İkindi namazından güneş batıncaya kadar, Allah’ı zikreden bir cemaatle oturmayı, İsmailoğullarından her birinin bedeli onikibin dirhem olan, dört köle azat etmeye tercih ederim.” (Ebu Davud, Ebu Ya’la, İbn-i Ebi’d-Dünya)
 
Eşlerine Güzel Davranırdı
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Akşam namazına yakın saadet hanesine döner, eşlerinin her birinin yanına gider, azar azar oralarda kalır, hatırlarını sorardı. Hz. Peygamber (sav) hanımlarına güzel ahlakla davranmış, ümmetine de güzel ahlakla davranmalarını emretmiştir.
Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “İmanı en mükemmel olan mü’min, huyu en güzel olandır. Sizin de en hayırlınız, ailesine daha iyi davrananızdır. ” (Ebu Davud, Tirmizi)
Akşam Namazı
Bundan sonra akşam namazının hazırlığını yapardı. Akşam ezanı okununca Akşam namazını kıldırır, daha sonra olan iki rekat nafile namaz (sünnet) kılardı.
Hz. Peygamber (sav) akşam namazından sonra zikir ve nafile ibadetle (Evvabin Namazı) meşgul olur, böylece yatsı namazının vaktinin girmesini beklerdi.
Yatsı Namazı
Yatsı namazının vakti girince, Yatsı namazının farzından önce, bazen nafile namaz (sünnet) kılar, bazen de kılmazdı. Yatsı namazının farzından sonra ise iki rekat (müekket sünnet olan) nafile namazı kılmayı ihmal etmezdi. Bundan sonra yatar, gece kalkıp vitir namazını kılardı.
Nitekim Cabir’den rivayetle bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Gece geç vakitlerde kalkmamaktan endişe eden kimse, vitir namazını yatmadan önce kılsın. Kim, gece geç vakitlerde kılmak isterse kılabilir. Zira gece kılınan namazda rahmet melekleri hazır bulunurlar, şahit olurlar ve daha faziletlidir.” (Müslîm.Tirmizi)
Hz. Peygamber (sav) yatsı namazını kıldıktan sonra saadet hanesine döner, eşlerinden kimin sırası gelmişse geceyi orada geçirirdi. Yatsı namazından sonra konuşmayı sevmezdi. (Buhari)
Uyuması
Hz. Peygamber (sav) devamlı abdestli olduğu gibi, uykuya çekilirken de abdestsiz yatmazdı. Nitekim İbn-i Ömer’den rivayetle şöyle buyurmuştur: “Bir kimse abdestli olarak yatarsa, geceyi bir rahmet meleği ile geçirir. O kişi uyanır uyanmaz melek; ‘Allah ‘ım! Falan kulunu bağışla, çünkü o geceyi abdestli geçirdi, diye dua eder.” (İbn Hibban)
Bera bin Azib ‘den (ra) rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
“Yatağına girdiğin zaman, namaz için olduğu gibi abdest al, sonra sağ tarafına uzan ve şöyle de: ‘Allah’ım, kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndürdüm. İşimi sana teslim ettim. Sırtımı sana dayadım, seni saydığım için. Senden başka sığınacak yer yoktur. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberlerine iman ettim.’ Bunu der de o gece ölürsen, müslüman olarak ölürsün. Son sözün bunlar olsun.” (Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)
Hz. Âişe (r.anha) validemiz şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber (sav) yatağına girdiği zaman, ‘muavvizeteyn’i (Felak ve Nas Sureleri) ve Kul hüvallahu ahad’ı (İhlas Suresi) okur ellerine üfleyip, ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi. ” (Buharı, Müslim, İmam Malik, Tirmizi)
Yatma Şekli
Hz. Peygamber (sav)’in uyku alışkanlığı şöyleydi:
Yatsı namazının ilk vakti girer girmez namazı kılar, sonra bu duaları okur ve istirahata çekilerek, daima sağ tarafına yatar ve sağ elini yanağının altına koyarak uyurdu.
Gece yarısı veya üçte biri geçtikten sonra uyanır, misvağı daima başucunda durur, kalkınca önce dişini misvaklar, sonra abdest alır ve ibadetle meşgul olurdu. (Tirmizi)
Gece İbadeti
Hz. Aişe (r.anha) validemiz şöyle anlatmıştır: “Resulullah (sav) geceleri ayakları yarılıncaya kadar ayakta durur, ibadet ederdi. Ona: “Senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde bunu niçin yapıyorsun?” Dedim.” Bana:
“Ben de şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu. (Buharı, Müslim)
Teheccüd namazı, Hz. Peygamber (sav)’e vacip olduğu için hiç terk etmemiştir. Bu ibadet ve zikirleri yaparken ümmetine de yapmalarını tavsiye etmiştir.
Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Sizden biri uyurken, şeytan kafasına üç düğüm atar. Her düğümün üzerine; ‘uzun bir geceye sahipsin uyu!’ diyerek elini vurur. O kişi uyanıp da Allah-u Zülcelal’i zikrederse bir düğüm, abdest alırsa bir düğüm, namaz da kılarsa bütün düğümler çözülür. Artık o kimse neşeli ve hareketli olur. Aksi halde neşesiz ve tembel olur.” (İmam Malik, Buharı, Müslim, Ebu Davud, Nesai)
Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur; “Gece bir saat vardır ki, bu saatte Allah’dan dünya ve ahiret işiyle ilgili bir hayır isteyen müslüman kul ona rastlarsa, mutlaka istediği kendisine verilir. Bu, her gece olur.” (Müslim)
Hz. Peygamber (sav) teheccüd namazını kıldıktan sonra sabah namazı için hazırlık yapardı, sabah namazının sünnetini odasında kılar ve cemâatle farzı edâ etmek üzere mescide giderdi.
Evet, Hz. Peygamber (sav) yirmidört saatini genelde işte bu şekilde değerlendirirlerdi.
Tövbeye önem verirdi
Gün içerisinde günde yüz sefer tövbe eder ve ümmetine de tövbe etmesini emrederdi. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Allah’a karşı tövbe ediniz. Ben günde yüz sefer tövbe ederim.” (Müslim)
Hz. Peygamber (sav) beş vakit farz namazın ardından yapılan tesbihatlara da çok önem verirdi. Ayrıca günlük okumuş olduğu dualar vardır. Yemekten sonra, eve girerken ve çıkarken, tuvalete girerken ve çıkarken gibi…
Kim Hz. Peygamber (sav)’e mutabaat ederse, Allah-u Zülcelal o kulunu sever ve dostluğunu ona nasip eder.

Efendimiz'in haber verdiği korkulacak 4 zaafımız!

Efendimiz (sas) Hazretleri buyuruyor ki:- Ümmetim hakkında en çok korktuğum zaaflar: Karın büyüklüğü, (göbek bağlamak). Çok uyumak. Tembellik. Yakîn (iman) zaafı!

Akademi Araştırma Heyeti'nin (Işık) yayınları arasında okuyucuya sunduğu (40 Hadis) kitabında Hocaefendi bu korkulacak zaaflarımıza açıklık getiren geniş yorumlar yapmıştır. Bu yorumların köşemizin alacağı kadarını (özetleyerek de olsa) arz etmeyi faydalı buldum.

Bakalım, Efendimiz'in bizim adımıza korktuğu, bizim ise henüz farkına bile varamadığımız bu 4 zaafımızı bir gözden geçirelim. Hangimizde ne kadarı var bir düşünelim. Kitapta 4 zaafımızın açıklanması şöyle dikkatimize verilmektedir:

Göbek bağlamak: Hadisteki ifadesiyle "kiberü'l batın" kendini gaflete salıp çok yiyen, yemek ve içmeyi hayatının gayesi haline getiren ve tabiri caizse, yemek için yaşayan ve tabii bunun neticesi olarak da olabildiğince şişmanlayan insan demektir ki, bu hal, Allah Resulü'nün dünya ve ukbâ hayatları adına endişe duyduğu insanların özelliğidir!

Demek ki göbek bağlamaya sebep olacak derecede yiyerek şişmanlamaktan korkmak gerekmektedir. Efendimiz bu zaafımıza dikkatimizi çekmektedir.

Çok uyumak: Çok uyku izafidir. Bazısına 8 saat uyku az, bazısına da 3 saat çok gelebilir. Biz günlük uykumuzu azami 5 saate düşürmeli, ondan sonra da bunu tedricen daha aşağılara çekmeye gayret göstermeliyiz. Ancak, yeme ve içmesini disipline edemeyen, önüne konan her şeyi yemekten çekinmeyen insanın uykusunu disipline edip az uyuması mümkün müdür? Yani çok yemenin arkasından çok uyumanın gelmesi kaçınılmazdır. Bunu da unutmamak gerekmektedir.

Tembellik: Allah Resulü'nün dualarında, Allah'a sığınmış olduğu zaaflardan biridir tembellik. İslam, varlıkların içinde hiçbirinin tembelliğine razı değildir. Hatta hiçbir yerde çalışmayıp tembelce bekleyen paraya bile zekat yüklemekle tembelliğe bir bakıma ceza vermekte, çalışmadığı için zekattan muaf tutma gibi bir müsamaha göstermemektedir.

Yakîn zaafı: İnancını bilmeme, gerektiğinde kendi çapında delilleriyle savunamama zaafı. Yani Müslüman inandığı temel hakikatleri, kendi çapında ilme dayandırarak açıklayacak bilgiye sahip olmalı, inançlarını savunmaktan aciz duruma düşmemelidir. İnanmış insan, şüphelere meydan vermeyecek kesinlikte inancını öğrenmiş olmalıdır ki, imanında zaafa düşme tehlikesiyle yüz yüze kalamasın.

***

Bu 4 zaafın birbiriyle irtibatına gelince:

Bir insan abur cubur yemeye kendini alıştırarak göbek bağlamaya başlarsa, onun çok uyuması da, tembelliğe maruz kalması da, imanda yakın derecesine ulaşmaktan mahrum kalması da bu zaaflarının zincirleme sonucu olarak görülmelidir.

Bu sebeple denebilir ki, bir insan ihtiyaçtan fazla yiyorsa, onun çok şişmanlaması, tabir yerinde ise kilo insanı olması kaçınılmazdır. Böyle kilo insanının kendini uzun uykudan kurtarması, bunun sonucu olarak da tembellikten korunması mümkün değildir.

Öyle ise mümin peygamberinin endişe ederim, dediği çok şişmanlıktan, çok uyku uyumaktan, bunların sonucu olan tembellikten ve inandığı hakikatlere ait bilgisizlikten, yılandan çıyandan kaçar gibi kaçmalı, böyle zaaflara düşmekten korkmalıdır.

Konuyu şöyle de özetleyebiliriz:

Mümin göbek bağlayacak derecede yememelidir ki uzun uykuya mahkûm hale gelmesin, nakitten de kıymetli olan vaktini uykuda tüketmeye mecbur kalmasın. Bu beden tembelliğinin arkasından da zihin tembelliğine düşmesin, inancına ait temel bilgilerden mahrum kalmayı da normal bilgisizlik gibi sanmasın.

Hadisin eksiksiz açıklamasını Işık Yayınları'nın "40 Hadis Tercüme ve Şerhi"nde bulmak mümkündür. Hayatımızı yönlendiren hadisler sıralanmıştır eserde.

Ahmed SAHIN
ZAMAN

Peygamber Efendimizin İsimleri

Peygamber Efendimizin İsimleri






Resûlullah Efendimizin (a.s)
Mübârek İsimleri ve Mânâları

________________________________________

Mevâhib-i Ledünniye isimli kitaptan 99 adedi alınmıştır. Bu kitapta diğer 301 ismini bulabilirsiniz


Abdullah: Allah (cc)' ın kulu

Âbid: Kulluk eden, ibadet eden

Âdil: Adaletli

Ahmed: En çok övülmiş, sevilmiş

Ahsen: En güzel

Alî: Çok yüce

Âlim: Bilgin, bilen

Allâme: Çok bilen

Âmil: İşleyici, iş ve aksiyon sahibi

Aziz: Çok yüce, çok şerefli olan

Beşir: Müjdeleyici

Burhan: Sağlam delil

Cebbâr: Kahredici, gâlip

Cevâd: Cömert

Ecved: En iyi, en cömert

Ekrem: En şerefli

Emin: Doğru ve güvenilir kimse

Fadlullah: Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan

Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran

Fettâh: Yoldaki engelleri kaldıran

Gâlip: Hâkim ve üstün olan

Ganî: Zengin

Habib: Sevgili, çok sevilen

Hâdi: Doğru yola götüren

Hâfız: Muhafaza edici

Halîl: Dost

Halîm: Yumuşak huylu

Hâlis: saf, temiz

Hâmid: Hamd edici, övücü

Hammâd: Çok hamdeden

Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan

Kamer: Ay

Kayyim: Görüp, gözeten

Kerîm: Çok cömert, çok şerefli

Mâcid: Yüce ve şerefli

Mahmûd: Övülen

Mansûr: Zafere kavuşturulmuş

Mâsum: Suçsuz, günahsız

Medenî: Şehirli, bilgilive görgülü

Mehdî: Hidayet eden, doğru yola erdiren

Mekkî: Mekkeli

Merhûm: Rahmetle bezenmiş

Mes'ûd: Mutlu

Metîn: Çok sağlam ve güçlü

Muallim: Öğretici

Muktedâ: Peşinden gidilen

Mübârek: Uğurlu, hayırlı, bereketli

Müctebâ: Seçilmiş

Mükerrem: Şerefli, yüce

Müktefî: İktifâ eden, yetinen

Münîr: Nurlandıran, aydınlatan

Mürsel: Elçilikle görevlendirilmiş

Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş

Muslih: Islah edeci, düzene koyucu

Mustafa: Çok arınmış

Müstakîm: Doğru yolda olan

Mutî: Hakka itaat eden

Mu'tî: Veren ihsân eden

Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan

Müşâvir: Kendisine danışılan

Nakî: Çok temiz

Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini

Nâsih: Öğüt veren

Nâtık: Konuşan, nutuk veren

Nebî: Peygamber

Neciyullah: Allah' ın sırdaşı

Necm(i): Yıldız

Nesîb: Asil, temiz soydan gelen

Nezîr: Uyarıcı, korkutucu

Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk

Nûr: Işık, aydınlık

Râfi: Yükselten

Râgıb: Rağbet eden, isteyen

Rahîm: Mü'minleri çok seven

Râzî: Kabul eden, hoşnut olan

Resûl: Elçi

Reşîd: akıllı, olgun, iyi yola götürücü

Saîd: Mutlu

Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan

Sâdullah: Allah' ın mübârek kulu

Sâdık: Doğru olan, gerçekci

Saffet: Arınmış, seçkin kişi

Sâhib: Mâlik, arkadaş, sohbet edici

Sâlih: iyi ve güzel huylu

Selâm: Noksan ve ayıptan emin olan

Seyfullah: Allah' ın kılıcı

Seyyid: Efendi

Şâfi: Şefaat edici

Şâkir: Şükredici

Tâhâ: Kur'ân-ı Kerîm' deki ismi

Tâhir: Çok temiz

Takî: Haramlardan kaçınan

Tayyib: Helal, temiz, güzel, hoş

Vâfi: Sözünde duran, sözünün eri

Vâiz: Nasihat eden

Vâsıl: Kulu Rabb'ine ulaştıran

Yâsîn: Kur'ân-ı Kerîm' deki ismi, gerçek insan, insan-ı kâmil

Zâhid: Mâsivadan yüz çeviren

Zâkir: Allah' ı çok anan